TR

Ana Sayfa - Profilim - Arşiv - Arkadaşlarım

Bir hekim soruyor: Beni niye sevmiyorsunuz? - Tarih: 16:47 17/3/2008 Yazan: candanof Kategori: saglik

Beni niye sevmiyorsunuz? Evet ya... Beni niye sevmiyorsunuz? Hiç sevmediniz, ama niye? Bu sorum siyasetçilere, medyaya, acil servisteki hasta yakınlarına, belki de size... Eğer cevap verebiliyorsanız evet bu sorum size de. Ben kim miyim? Ben sade bir vatandaş ve basit bir doktorum. Ne sağlıklı yaşam kitabı yazdım. Ne Uzakdoğu'dan tamamlayıcı tıp yöntemleri getirdim. Ne de medyatik birinin özel doktoruyum. Bu yüzden mi sevmiyorsunuz beni? Ama ben on yıl üniversite düzeyinde okudum. O yıllarla birlikte, otuz yıldır mikroplarla, balgamla, kötü kokularla sağlıksız ve havasız ortamlarda yemek ve uyku zamanlarım size hiç benzemeden yaşıyorum. Her an sizler ızdırap içinde kapımı çalacaksınız diye bekliyorum. Benim işim bu. Nasıl anlamadım? Kapımı hiç çalmayacak mısınız? Siyasetçi, kabadayı, basın mensubu, bankacı, işadamı olduğunuz için bana hiç ihtiyaç duymayacak mısınız? Emin misiniz? 
 Ben ne Doğu'ya gitmem dedim ne Boğaz'da villalar istedim ne de size saldırdım, yumruk attım. Bu kadar zor, pis, sorumluluk taşıyan işim için, sizlerin ağrılarını gidermenin karşılığında, ben sadece; bir evim bir arabam olsun, beni okutan anama babama bayramlarda güzel bir hediye alabileyim, ben de çocuklarıma bana verilen imkanları verebileyim, eşimin yanında gururla dolaşabileyim istedim. Ben Doğu'ya pratisyen olarak gidip daha da zor koşullarda, yokluk içinde çalışayım ama iki sene sonra istediğim ihtisasa girip uzman olmak istedim. Uzman olduktan sonra da Doğu'ya gideyim ama iki sene sonra kendim ve ailem için istediğim yerlerde çalışacak bir hastane istedim.Üniversitelerde kariyer yapmak için öğretim üyelerinin çantasını taşımak istemedim. Çalıştığım hastanede hastalarıma en az 15 dakika ayırmak ve başarılı olmak istedim. Sizlerden hastane istedim. Muayenehane açmak ve “ille de bana muayene olmak” isteyenlere meslek odamın asgari ücretlerinden hizmet vermek istedim. Bu değerler üzerinden vergi vermek istedim. Hastalarımla aramda para olmasın, ben paramı hastamın kurumundan, sigortasından almak istedim. Benden günde yüz hasta bakmamı istemeyen başhekimler ya da özel hastane sahipleri istedim. Kapasiteme ve görevime göre bana işimi istekle yapabilmem için huzur vermenizi, güvenliğimi sağlamanızı, mesleğim için gerekli alet edevatları istedim sadece. Çoğunuz benim ellerimde hayata veda edeceksiniz. Ben tüm mesleğim boyunca sayısız hata yapacağım, yapacağım ki sizler öleceksiniz. Belki benim elimde öleceksiniz ama hiç düşündünüz mü bir elimde sizin başınız varken diğer elimin boş ve imkansızlılarla dolu olduğunu. Ben Tanrı değilim, ölümsüzlük sırrını bulamadım daha. Ama benim ellerimde doğanlar ve şifa bulup sevdiklerine kavuşanları hiç görmediniz, yazmadınız. Hep son nefesini verenleri gördünüz. Bana yumruk attınız. Hiç mi hatam olmadı? Elbette oldu. Sizlerin hiç hatanız yok mu? Benim her hatamda yüzüm kızarır yere bakarım.Ya siz? Siz pişkin bir doktorun sokaklarda yürüyebildiğini gördünüz mü? Sahi siz beni neden sevmiyorsunuz? Kim olursanız olun sokakta başınıza düşen bir saksı, bir milimetrelik bir yağ  zerresi sizi bir takside bana getirecek. O zaman sevdiğiniz birini görmek istemez misiniz karşınızda. O zaman sevdiğiniz birini seçme şansınız olacak mı? Sevin beni... Ben sizi seviyorum. Benim işim bu...

İnanç Çağlayan hekim kardeşlerimden biri. Aslında bu yazısında hekimlerin yüzde 99'unun dertlerini sıralamış. İçinden geldiği gibi yazmış. Ellerine sağlık...nedim.atilla@aksam.com.tr

 

İnternetten alıntı- 17/03/2008

Suda boğulma... - Tarih: 16:23 22/8/2006 Yazan: candanof Kategori: saglik
ÇOCUKLUK ÇAĞI SUDA BOĞULMA OLGULARINA YAKLAŞIM KLAVUZU GENEL BİLGİLER VE KORUNMA
Tanımlama
•Boğulma, sıvı maddeler içine batma sonucu gelişen solunum yetmezliği olarak tanımlanmaktadır. Tanımlamada olayın ölümle sonuçlanıp sonuçlanmaması göz önüne alınmamakta ve daha önceki tanımlamalarda kullanılan boğulayazmanın karışıklığa yol açması nedeniyle kullanılmaması önerilmektedir.

Epidemiyoloji
•Suda boğulma tüm dünyada yıllık yaklaşık 500.000 ölüme neden olan önemli bir yaralanma nedenidir.
•Boğulma insidansı 5 yaşın altında ve 15-19 yaşındaki çocuklarda en yüksektir ve ölüm oranı özellikle 5 yaşın altındaki çocuklarda en fazladır.

Prognoz Belirleyicileri
•Prognozu belirleyen en önemli faktör, boğulmanın süresi, dolayısıyla hipoksik (oksijensiz) kalınan zamandır.
•5-10 dakikadan kısa süren boğulmalarda tam iyileşme şansı yüksektir. 25 dakikadan uzun süren boğulmalarda kötü prognoz (gelişme, sonuç) kaçınılmazdır.

Kötü prognozu belirleyen 5 faktör şunlardır:
1-Yaş (< 3 yaş)
2-Boğulma süresi (> 5 dakika)
3-İlk resüsitasyon zamanı (> 10 dakika)
4-Bilinç durumu (koma)
5-Asidoz (pH< 7.10)
Üç veya daha fazla kötü prognostik faktörde tam iyileşme şansı % 5’dir.

KORUNMA
Özellikle küçük çocuklar için korunma, tedaviden çok daha etkilidir.
•4 yaşından önce çocuklara yüzme öğretilmemelidir.
•Küçük çocuklar havuz kenarlarında yalnız bırakılmamalıdır.
•Havuzlar için kendiliğinden kapanıp kilitlenen sağlam bariyerler kullanılmalıdır.
•Havuzlar kullanılmadığı zamanlarda üzerine güvenlik örtüleri örtülmelidir.
•Cankurtaranların olduğu yerlerde suya girilmelidir.
•Halk temel yaşam desteği konularında eğitmelidir.
•Çocuklara uygun yaşa geldiklerinde (4 yaşından sonra) tecrübeli kişiler tarafìndan yüzme öğretilmelidir.
•Şişme can simiteleri boğulmaya karşı koruyucu değildir. Batmaz materyalden yapılan can simitleri tercih edilmelidir.

Boğulma Alanında Yaklaşım Stratejisi
•Boğulma vakasına ilk acil müdahale olay alanında yapılmalıdır. İlk gören kişinin oksijenizasyonu sağlama girişimi çok önemlidir.
•Ağızdan-ağıza solunum hemen,hatta olgu suyun içinde iken başlamalıdır. Solunum sağlanmasında gecikme kurbanın tam iyileşme şansını azaltacaktır.
•Resüsitasyonla (yeniden canlandırma çalışmalarıyla) birlikte hasta hızla sudan çıkarılmalı ve güvenli bir alana alınmalıdır.
•Hastanın solunum, nabız, istemli hareketleri, travma bulguları hızla değerlendirilmelidir.
•Solunum ve dolaşımı yeterli olmayan olgularda hemen kardiyopulmoner resüsitasyon (CPR; kalp masajı ve solunum desteği) başlanmalıdır.
•Eğer olgunun spontan (kendiliğinden) solunumu varsa hafif trandelenburg pozisyonunda (ayaklar havaya kaldırılmış olarak) ve sağ yan dekubit pozisyonunda (hafif sağ yana dönük) yatırmalıdır.
•Olayı gören 1 kişi ise kişi, en az ilk 1 dakika kardiyopulmoner resüsitasyon yaptıktan sonra; olay yerinde ikiden fazla kişi varsa bir kişi CPR yaparken bir başka kişi hemen 112’ye haber vermelidir.
•Travma şüphesi olan olgularda boyun nötr pozisyonda (doğal halinde) tutulmalı ve servikal spinal immobilizasyon (servikal boyunluk veya rulo haline getirilmiş havlu veya giysinin, boyunu yükseltmeden boyun çukuruna koyulması ile) sağlanmalıdır.
•Akciğerlerden suyu çıkarmaya yönelik manevralar yapılmamalıdır.


(Sağlık Bakanlığı ile ‘Çocuk Acil ve Yoğun Bakım Derneği’ işbirliğiyle halka yönelik olarak hazırlanan, ‘boğulmalarda ilk yardım’ konulu bilgi notu…)
Bilgisayar kullanırken... (İnternetten) - Tarih: 09:00 15/8/2006 Yazan: candanof Kategori: saglik
Bilinçsiz bilgisayar kullanımına dikkat  
 
 
İSTANBUL (İHA) - Günlük hayatımıza yoğun bir şekilde giren bilgisayar kullanımı, önlem alınmadığı ve bilinçli kullanılmadığı takdirde önemli sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Bu sağlık sorunlarından biri de "birikimli travma bozuklukları".

Bilgisayar ve iletişim çağı, getirdiği yeniliklerle pek çok işlemi kolaylaştırdı. İnternet ile bilgiye ulaşma ve haberleşme kolaylaşırken, bilgisayar programları ile pek çok işlem daha kolay ve çabuk gerçekleştirilebiliyor. Ancak bilinçsiz bilgisayar kullanımı, özellikle mesleği gereği uzun süreli klavye ile çalışan kişilerde önemli sağlık sorunlarına neden oluyor. Bunlardan biri de "birikimli travma bozuklukları" denilen sağlık sorunları. Bu rahatsızlıklar en sık boyun, omuz, kol ve el bileğindeki sinirlerde, kirişlerde, kaslarda, eklem kapsülünde meydana geliyor.

Ağrı, uyuşukluk, gerginlik, güç kaybı, geceleri ağrı ile uyanma belirtileriyle kendini gösteren birikimli travma bozukluklarının nedenlerini uzmanlar; kullanılan araçların ergonomik yetersizliği, çalışanların duruş ve oturuşlarındaki hatalar ve uzun süreli çalışma saatleri olarak bildiriyor. Sonuçta, kas-iskelet sisteminde ağrılı rahatsızlıklar kaçınılmaz oluyor. Uzmanların verdikleri bilgiye göre, yumuşak dokunumlu klavyelerin yüksek hızda kullanılmaya izin vermesiyle birlikte sıklığında artış yaşanan kas ve eklem sorunlarını, şu faktörler daha da arttırıyor:

"Uzun süre sabit pozisyonda çalışmak, kasların zorlanmasına neden olarak kan akımını yavaşlatıyor. Bunun sonucunda kas yorgunluğu, el ve omuzda ağrı meydana geliyor, iş verimi düşüyor. Araştırmalara göre, her saat başı verilecek 10 dakikalık bir ara, yorgunluğu ve ağrıları önemli ölçüde azaltıyor. Zira, bilgisayar başında çalışan kişilerde hem pozisyonun sabit olması hem de tekrarlayıcı el hareketlerinin yapılması, birikimli travma bozukluklarının artmasına neden oluyor. Yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlar, sürekli yazı yazan kişilerde dakikada 12 bin tekrarlayıcı hareket olduğunu gösteriyor. Bu tekrarlayıcı hareketler, önlem alınmazsa zaman içinde önemli sağlık sorunlarına davetiye çıkarıyor".

Alınabilecek önlemler konusunda ise uzmanlar, öncelikle dinlenme konusuna değiniyor. Uzmanlar, yüksek hızda bilgisayar kullanıcıları için, her 20 dakikada bir 1 dakika veya her saatte bir en az 5 dakika dinlenme aralığı verilmesini ve vücut pozisyonunda değişiklik yapılması öneriyor. Çalışma alanının ergonomik boyutlarda olması gerektiğini belirten uzmanlar, klavyede avuçların paralel olarak tutulmasını öneriyor. Ön kolların yatay konumda durmasını, yazı yazarken bileklerin düz tutulmasını tavsiye eden uzmanlar, materyal yerleşimi, yazım tekniği ve pozisyon seçiminin doğru yapılması gerektiğini bildiriyor. Bilgisayar ekranlarının en üst kısmının göz hizasının altında olacak şekilde bulunması, klavyenin ise kolların aşağıya sarkmasını veya yukarı uzanmasını engelleyecek bir yükseklikte durmasını öneren uzmanlar, fare için doğru yeri klavyenin hemen yanı olarak tarif ediyor.
Çocuklarda Obesite (İnternetten) - Tarih: 09:21 14/8/2006 Yazan: candanof Kategori: saglik
Çocuklarda 'Obezite' nasıl önlenir  
 
Çocuk (6-11 yaş) ve ergenlerdeki (12-17 yaş) obezite genellikle yetişkinlikte de devam eden, ciddi sağlık ve sosyal problemler doğuran bir konudur. Önleme programlarının uygulanması, ergen ve çocuk bireylerin konunun önemini iyi bir şekilde anlayabilmesi ,obezitenin toplum içindeki yaygınlığının azalması için çok önemlidir.
 
ÇOCUKLUK ÇAĞI OBEZİTESİNİN NEDENLERİ
 
Çocukluk ve ergenlik dönemi obezitesine pek çok faktör katkıda bulunmaktadır. Bunların bir kısmı değiştirilebilir, bir kısmı ise değiştirilemezler.
 
Değiştirilebilir nedenler şunlardır:
 
Fiziksel aktivite: Düzenli aktivite yoksunluğu, hareketsiz yaşam tarzı, çok fazla televizyon seyretme, bilgisayar kullanımı vb.
 
Sosyo-ekonomik koşullar: Düşük aile geliri ve çalışmayan ebeveynler.
 
Yeme alışkanlıkları: Yüksek kalori içeren yiyeceklerin aşırı tüketimi, aç olmadığı halde yemek, televizyon karşısında veya ders çalışırken atıştırmak.
 
Çevresel faktörler; yüksek kalorili yiyeceklere yönelmeyi artıran reklamlar vb.
Değiştirilemez nedenler şunlardır:
 
Genetik: Fazla kilolu ve obez ailelerin çocukları obezite için yüksek risk grubundadır.

TANI

Yaşına ve cinsine göre 95. persentilin üzerinde olan çocuk ve ergenlerin bir çocuk doktoru tarafından obezite ve bağlantılı hastalıklar açısından değerlendirilmeleri çok önemlidir.
 
Sağlık Riskleri
 
Kalp Hastalıkları Risk Faktörleri: Obez çocuklarda yapılan çalışmalar normalin üstünde tansiyon ve kalp hastalıklarına rastlandığını göstermektedir.
 
Tip 2 Diyabet Risk Faktörleri: Obez çocuk ve ergenlerde tip '2 şeker hastalığında artış gözlenmektedir
 
Ortopedik Risk Faktörleri: Fazla kilolar kemik ve eklemlerde baskı yaratarak çocukların anormal gelişim özellikleri göstermelerine neden olabilir.
 
Cilt Bozuklukları Risk Faktörleri: Cilt kızarıklıkları, kasıklarda ve koltuk altlarında renk değişimi
 
Psikolojik Risk Faktörleri: Düşük benlik saygısı, olumsuz benlik imajı, depresyon, içe kapanma ve sosyal ortamlardan uzaklaşma.
 
4. Hareketsiz yaşam belirtileri: Fazla TV seyretme, düşük fiziksel aktivite.
 
5. Yaşıtlarına göre daha uzun boy.
 
6. Sigara kullanımı: Araştırmalar, erken yaşta sigaraya başlama nedeni olarak kilo kontrolü isteğini göstermektedir.
 
TEDAVİ
 
Çocuk ve ergenlerde obezite tedavisinin en önemli parçalarından bir tanesi, anne babaların ve sağlık uzmanlarının duyarlı ve pozitif bir yaklaşım benimsemeleridir. Küçük ve başarılabilir hedefler seçilmelidir ki, normal gelişim sürecini etkilemeden ve cesaret kırmadan tedavi sürdürülebilsin. Obezite tedavisine ihtiyaç olduğu anlaşıldıktan sonra sağlık çalışanları bir veya daha fazla seçenek sunmaktadırlar.
 
Bunlar:
 
1. Beslenme Tedavisi:
Çocukların ihtiyaçları konusunda uzmanlaşmış bir diyetisyen danışmanlığı obezite tedavisinin değerli bir parçasıdır. Tedavi sürecinde sağlıklı bir gelişim için beslenme uzmanları uygun besinler önerecektir.
 
2. Fiziksel Aktivite:
Yapılan araştırmalar çocuklara günde en az 60 dakika orta dereceli fiziksel aktivite önermektedir. Spor kulüplerine üye olmak, yüzme,bisiklete binmek ,çeşitli oyunlar oynamak çok önemlidir.
 
3. Davranış Tedavisi:
Davranış tedavisi, sağlıklı bir kiloya sahip olabilmek için gereken beslenme ve fiziksel alışkanlıkların yerleştirilmesini sağlar. Çocuk ve ergenlerle çalışan davranış tedavileri, genellikle aileleri de içermektedir. Çocuklar için kullanılan bazı davranışsal terapi yöntemleri şunlardır:
 
Kilo kaybını engelleyen nedenlerin belirlenmesi ve değerlendirilmesi. Beslenme ve egzersiz için günlük tutulması , bu sayede yeme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite üzerinde kendini izleme davranışının oluşturulması.
 
Yüksek risk durumlarının belirlenmesi örrneğin: evde yüksek kalori içeren yiyeceklerin bulunması, öğünlerde televizyon seyredilmesi veya sürekli televizyonun açık tutulması ve bilinçli olarak bunlardan kaçınılması.
 
Aile ve çocuk tarafından karar verilen hedefler başarıldığında bunların ödüllendirilmesi, ödüllerin pozitif davranışları besleyecek şekilde seçilmesi. Örn: Spor malzemeleri ödül olarak verilerek fiziksel aktiviteyi arttırmayı teşvik etmek, Yiyeceği ödül olarak kullanmaktan kaçınılmasını öğretmek
 
Gerçekçi olmayan hedeflerin değiştirilmesi.
 
Kilo kaybı ve beden imajı ile ilgili yanlış inançların düzeltilmesi, yerine pozitif ve gerçekçi olanların yerleştirilmesi.
 
4. İlaç Tedavisi:
Obeziteye bağlı metabolik problemler eğer mevcut ise nedene yönelik bir takım ilaçlar kullanılabilmektedir.
 
5. Ameliyat:
Mideye balon yerleştirme, kelepçe takma, gastrik bypass gibi cerrahi müdahaleler ergenlerde başarıyla uygulanmaktadır. Fakat cerrahi yöntemin gerekliliğine yalnızca ağır tıbbi şartlar altında karar verilmektedir.
 
Uz. Dr. Metin Yıldız
Çocuk Hastalıkları ve Endokrinolojisi Uzmanı
Haydi kokteyl yapalım (İnternetten) - Tarih: 23:38 13/8/2006 Yazan: candanof Kategori: saglik
Bunları Biliyor musunuz ?..

Elma suyu:
Potasyum, magnezyum, kalsiyum ve K vitamini içerir. Bağırsakları düzeltir, cildi temizler.
(İster sebze, ister meyve suyu  
olsun, bunların suları sıkılır sıkılmaz içilmelidir. Aksi halde vitaminler ışığa ve havaya karşı hassas olduklarından hemen yok olurlar.

Ananas  suyu:
Bol miktarda kalsiyum, magnezyum, iyod ve demir vardır.

Ahududu suyu:
C vitamini ve demir yönünden zengindir. Göz çevresindeki çizgileri  kaybettirir.

Muz suyu:
Tam bir sağlık kaynağı. Potasyum, magnezyum ve demirin yanı sıra bol miktarda B vitamini içerir.
Adaleleri  kuvvetlendirir.

Kayısı suyu:
Karotin bombasıdır. Bol miktarda mineral ve vitaminlerle tanınır.

Kiraz suyu:
Sağlıklı yapan içerdiği  kalsiyum, potasyum ve karotin.

Portakal suyu:
Kalsiyum, magnezyum ve C vitamini deposu. Dolaşım rahatlar, cilt pembeleşir.

Üzüm suyu:  
Potasyum, kalsiyum ve fosfor içerir.

Çilek suyu:
İçindeki potasyum vücuttaki fazla suyu alır, daha zayıf görünmemizi sağlar.

Rezene -  salatalık suyu:
Kramp çözücüdür. 4 tatlı kaşığı rezene ile hazırlayacağınız çaya 1 litre sıcak su döküp 5 dakika bekletin. Şekerle tatlandırın.
İçine 2 ufak  salatalık rendeleyin, kıyılmış dereotu katın ve soğuk olarak için.

Pancar suyu: Kan yapar.

Yeşil üzüm - muz kokteyli:
250 gram üzümle 2  adet muzu püre yapın.
1 limonun suyunu ve 3 / 4 litre soğuk sütü katın. Şeker ve vanilyayla tatlandırın.
Bu karışım hazmı kolaylaştırır.

Kavun -  kereviz suyu:
Kuvvet verir. Kuşbaşı kestiğiniz kerevizi çekirdekleri çıkarılmış kavunla karıştırıp, balla tatlandırın.

Kereviz suyu:
Kalsiyumu,  kemik ve adaleye doping yapar.

Multivitamin suyu:
Elma ve portakal suyu karışımı. Çoğu zaman muz ve üzüm suyu da ilave edilir. Ve bir bardak  
vitamin bombası günlük vitamin ihtiyacının üçte birini kaplar

:: Sonraki Sayfa