TR

Ana Sayfa - Profilim - Arşiv - Arkadaşlarım

Bir halk seçimi tahmini... Gani Müjde'den... - Tarih: 21:17 12/8/2007 Yazan: candanof

Seçer efendim... Niye seçmesin...
Bu halk erovizyonda Ali Rıza Binboğa'yı seçmedi mi? Cumhurbaşkanını da seçer elbet...
Popstar yarışmasında Bayhan'ı haftalarca oyları ile bir numaraya taşımadı mı?
Taşıdı...
Karpuzun iyisini hoplatarak, zıplatarak ve şapşaplıyarak pıt diye anlayan sevgili halkım, yıl boyunca kelek karpuz yese de seçmesini iyi bilir kardeşim...
Buz dansı yarışmasında Hülya Avşar junior olarak aynı ses tonu ile hayatımıza duhul eden Tuba kardeşimize oy yağdırmadılar mı?
Cumhurbaşkanına da oy yağdırırlar elbet...
Boşanmaların yüzde kırkları geçtiği ülkemizde eşini doğru seçen halkım, cumhurbaşkanının da iyisini seçer kardeşim...
On kere üst üste Demireli seçmedi mi? Sonracıma aynı sene Demirele yasak getiren anayasayı da seçmedi mi?
Firdevs'i seçti yahu Firdevs'i...
Bosna için toplanan yardım parasını veremeyen Erbakan'ı...
Mavi gözlü diye Dalan'ı, doktor diye Sözen'i, ağzı bozuk diye Tayyip'i seçmedi mi?
Semranım'ı da seçti bu halk unutmayın...
Rahmetli oğlunu da...
Bittabi Reha Muhtar'ı seçti senelerce...
En seksi erkek olarak Ahmet Mete Işıkara'yı seçtiği gibi cumhurbaşkanını da seçer elbet...
Banker kastelliyi bir numara yaptığı gibi,
tan gazetesine milyonlar sattırdığı gibi,
Manukyanı vergi rekortmeni yaptığı gibi,
Murat 124 arabayı en çok satan araba yaptığı gibi seçer EvvelAllah... Benim halkım seçmesini bilir çok şükür...
Onlara güvenim tam...
Cumhurbaşkanı Orduya başkomutanlık yapacaksa da gider en doğru ismi bulur getirir oraya...
Mehmet Ali Ağca da olur,
Uzan'ın babası da olur,
Fatih Ürek de olur...
Yok deve demeyin, burası Türkiye...
"Sen iste elbet bir yol bulunur... Sen iste her şey çok güzel oluuuuuur..."

Gani MÜJDE


Penguen-12 temmuz 2007

 

SARDUNYA KURUDU... - Tarih: 09:51 10/8/2007 Yazan: candanof

SARDUNYA kurudu

 

Ben onu susuz bırakarak ölüme mahkûm ettim.

Bir gece vakti vedalaştık.

Ona artık su veremeyeceğimizi bildirdim o gece.

Ve kestik suyunu sardunyanın.

Boynunu çabuk büktü.

Soldu...

Son bir nefes ortalık serinleyince gözlerini açmaya kalktı.

Can çekişti...

Ve öldü...

*

Bu şehirdeki tüm çiçekler, güller, sarmaşıklar, çimenler, ağaçlar bir emirle susuz bırakılmaya mahkûm edildiler.


Yeşil ne varsa sarardı kentte.

Peş peşe ölüyorlar cam çiçekleri, fulyalar, hanımelleri, yıldızlar, yaseminler, hercailer, güller, sardunyalar...

Ölüm emri verildi.

Çünkü sıra suyu paylaşmaya gelince, insanoğlu çiçeklere su vermemeye karar verdi. Her şeye rağmen suyunu çiçekleriyle paylaşmak isteyenler cezalandırıldılar, muslukları söküldü, hortumlarına el konuldu.

*

Bu kez aptallığın-ahmaklığın cezasını çiçekler de çekti.


Önce ormanları, nehirleri, gölleri, ırmakları, sulak alanları öldürmekle başlayan katliam, sonunda kuruyan bir yurdun çiçeklerini de ölüme mahkûm etti.

Bundan sonraki aşamada sıra insanda mıdır?..

Bir gün kaçınılmaz olarak daha beter gelecek olan susuzlukta, çocuklara mı su vermeyeceğiz?..

Hasta ve yaşlılara mı?..

İnsan ile insan arasındaki su kavgasında suyu kim alır?..

*

Şimdilik çiçek ile insan arasındaki su paylaşımında, çiçekler kaybettiler, yaseminler, hercailer, fulyalar, güller, sardunyalar öldüler.

Sardunya ile o gece vedalaştık.

Ona artık su vermeyeceğimi bildirdim.

Boynunu büktü sardunya.

Ve öldü...

 

5 Ağustos 2007 Pazar

Hürriyet Gazetesi-Bekir COŞKUN

Bulunmaz Arkadaşlar - Tarih: 09:03 10/8/2007 Yazan: candanof

New York'ta yasayan bir ögretmen, Lise son sinifindaki ogrencilerinin "diger insanlardan farkli özelliklerini" vurgulayarak onurlandirmaya karar vermistir. California Del Mar'dan Helice Bridges tarafindan gelistirilmis süreci kullanarak, her bir ögrencisini teker teker tahtaya kaldirdi.Ilk önce ögrencilere sinif ve kendisi için ne kadar özel olduklarini belirtti. Sonra herbirine üzerinde altin harflerle "Siz çok önemlisiniz" yazili birer mavi kurdele verdi. Daha sonra kabul görmenin toplum üzerinde ne gibi etkileri olacagini anlayabilmek amaciyla sinifina bir proje yaptirmaya karar verdi.Her bir ögrencisine üçer tane daha kurdele verip,onlardan bu töreni gerçek dünyada devam ettirmelerini istedi.Ögrenciler, daha sonra sonuçlari takip edecek, kimin kimi onurlandirdigini tesbit edecek ve bir hafta boyunca sinifa bilgi vereceklerdi. Çocuklardan biri, gelecekteki kariyer çalismalari için kendisine yardimci olan yakinlarindaki bir sirketin üst düzey görevlisini onurlandirmis, adamin yakasina mavi kurdeleyi ilistirmisti.Ardindan iki tane daha kurdele vermis ve;"Sinifça bu konuda bir projemiz var. Sizden onurlandirmaniz için birini bulmanizi istiyoruz. Onurlandirdiginiz insanlara ekstra kurdele de verin.Böylece onlarda bu projenin devam etmesi için baskalarini bulabilirler.Daha sonra, lütfen bana ne oldugu konusunda bilgi verin" diye rica etti.O gün üst yönetici, suratsiz biri olarak bilinen patronunun yanina gitmeye karar verdi. Patronun odasina girdi ve onun"is dünyasinda bir deha oldugundan ötürü" onu takdir edip örnek aldigini söyledi. Bu mavi kurdele'yi yakasina takmasi için izin verip vermeyecegini sordu?Saskina dönen patron; "Tabi ki" teklinde cevap verdi. Yönetici de mavi kurdele'yi, patronun tam kalbinin üstüne, ceketine ilistirdi. Ekstra kurdeleyi verirken de; "Bana bir iyilik yapar misiniz?... Siz de bu kurdeleyi onurlandirmak istediginiz birine verirmisiniz?... Bunu bana veren çocuk,okulda bir proje yaptiklarini söyledi. Bu kabul görme töreninin devam etmesi gerekiyormus.Böylece "bunun, insanlari nasil etkiledigini belirleyeceklermis..."Dedi...
O gece patron evine geldiginde, ondört yasindaki oglunun yanina oturdu."Bugün inanilmaz bir sey oldu" dedi. "Ofisteydim. Üst düzey yöneticilerimden biri içeri geldi, bana hayran oldugunu söyleyip, "is dünyasinda bu kadar basarili oldugum için” gögsüme bu kurdeleyi ilistirdi... Bir hayal etmeye çalis... Benim bir dahi oldugumu düsünüyor.."Siz çok önemlisiniz" yazili bu kurdeleyi tam gögsümün üstüne takti. Bana ekstra bir kurdele verdi ve onurlandiracak baska birini bulmami istedi. Arabayla eve gelirken, bu mavi kurdeleyle kimi onurlandirabilecegimi düsündüm ve aklima sen geldin... Ben "seni" onurlandirmak istiyorum. Günlerim asiri yorucu geçiyor. Eve gelince sana pek ilgi gösteremiyorum.Bazen derslerden aldigin notlari begenmeyince veya odani toparlamayinca sana bagirip çagiriyorum... Oysa bu gece bir sekilde buraya oturup, sana benim için ne kadar farkli ve özel oldugunu söylemek istedim. Annen gibi sen de benim hayatimdaki en önemli insansin. Sen mükemmel bir cocuksun."Seni seviyorum" diye devam etti... Saskina dönen çocuk simdi aglamaya baslamisti...Bütün vucudu titriyordu... Basini kaldirdi, gözleri yas içinde olarak babasina bakti, ve: "Yarin intihar edecektim" baba, dedi..."Baba, ben senin...çünkü ben senin... beni hiç sevmedigini... beni hiç önemsemedigini düsünüyordum... Ama artik her sey çok farkli. Sen baba, su an... oglunun hayatini kurtardin!..." Sizin de sevginizi duymak, hissetmek isteyen insanlarin var oldugunu sakin unutmayin...

HEPINIZE YETECEK KADAR KURDELA VAR. SIZLER BULUNMAZ ARKADASLARSINIZ

 

İnternet-Alıntı

Acele Karar Vermeyin... - Tarih: 20:44 2/8/2007 Yazan: candanof

Acele karar vermeyin.
Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının.
Karar; aklın durması halidir.
Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi,dolayısı ile gelişmeyi durdurur.
Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar.
Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.
Oysa gezi asla sona ermez.
Bir yol biterken yenisi başlar.
Bir kapı kapanırken, başkası açılır.
Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.'

Lao Tzu

 

Alıntı-İnternet

MUTSUZLUĞUN RESMİ-MELİH AŞIK - Tarih: 08:35 1/8/2007 Yazan: candanof

Mutsuzluğun resmi

Kitap falan okumayan... Gazetelerin magazin köşelerinde gezinen.. Televizyonlarda fikir tartışmalarını değil televole türü programları izleyen... Bilime inanmayan. Düşünmeyi sevmeyen. Tek taraflı kamuoyu oluşturan bir medyanın baskısı altında bunalan... Beyni yalanlarla yıkanan... Kafası her gün bulandırılan... Başkalarının çıkarını kendi çıkarı sanan.. Bilinci saptırılan...Siyaset kültürü olmayan... Demokrasiyi önüne konan sandıktan ibaret sanan...Namusuyla çalışıyorsa sürekli hakkı yenen... Emeği sürekli çalınan... Horlanan... Kendine güvenini kaybetmiş... Hayatta kalma umudunu başkalarına bağlamış... Bağımsızlık düşüncesi ve mücadele azmi yok olmuş... Ülkesi yabancıların bir tokadıyla bir gecede ekonomik iflasa sürüklenebilecek durumda olan... Siyaset denince siyasi partilerin Hazine'ye hortumu dayayıp yandaşlarına avanta olarak dağıtmasını anlayan... Bu düzeni değiştirme umudu bulunmayan... İnsan ve vatandaş haklarından yararlanmayan... Sürekli soyulan... Kazıklanan...
Bu durumda olan insanların dört yılda bir sandık başına gidip sezgileriyle en mükemmeli bulmalarını bekliyoruz...
İmkânsızı istiyoruz.. Bulamazlarsa kızıyoruz...
Demokrasi dediğiniz şey belli bir hukuk, adalet, siyaset düzeyi ister.
Sürekli sersemletilen bir toplumun doğru siyasi karar verme yeteneği olabilir mi?
Önce bunu bekleyenlerin aklından şüphe edilmez mi?

Melih AŞIK

27/07/2007- Milliyet Gazetesi


Son Sayfa :: Sonraki Sayfa